Felsefe ve Darśana

Gürültülü ruhlar için, sessiz bir alan.

Felsefe ve Darśana

Yoga felsefesinde sıkça geçen “darśana” kavramı, Batı’daki felsefe anlayışından çok daha farklı bir anlam taşır.

Yoga felsefesine girmeden önce bir şeyi netleştirmekte fayda var: Doğu’da “felsefe” kelimesi kullanılmaz. Bunun yerine darśana denir. Ve bu fark bir kelime değişikliğinden çok daha fazlasını anlatır.

Batı’da felsefe:

Philosophy
Philo: sevgi
Sophia: bilgi, bilgelik

Yani: bilgelik sevgisi.

Hayat hakkında düşünmek, anlam aramak, sorular sormak…
Zihinsel olarak genişlemek.

Antik Yunan’da felsefe; Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerle birlikte, varlığı, bilgiyi ve insanı akıl yoluyla anlama ve açıklama çabası olarak şekillendi.

Doğu’ya geldiğimizde ise kavram değişir.

Burada karşımıza darśana çıkar.

Bu Sanskritçe kelimenin kökü:

Dṛś: görmek

Darśana, bir “görme biçimi”dir.
Ama bu, sıradan bir bakış değildir.

Olduğu gibi görmek.
Ötesini görmek.
Gerçekliği yalnızca düşünmek değil, doğrudan algılamak.

Bu yüzden darśana bir teori değil, bir yöntemdir.
Bir düşünce sistemi değil, bir idrak yoludur.

Klasik Hint geleneğinde altı temel darśana vardır:

Sāṃkhya, Yoga, Nyāya, Vaiśeṣika, Mīmāṃsā ve Vedānta.

Yoga bunlardan sadece biridir.

Felsefe sorar.
Darśana gösterir.

“Bunu düşün.” demez,
“Bunu dene. Bak bakalım ne göreceksin.” der.

O yüzden darśana, tartışmakla değil, görmekle ilgilidir.

Jiddu Krishnamurti’nin şu cümlesini düşünmenizi istiyorum:

“Aslında birbirimizle hiç karşılaşmayız.”

Yoga yolunda ilerlemek için hem felsefeye hem de pratiğe ihtiyaç vardır.
Bir kuşun uçmak için iki kanada ihtiyacı olması gibi.

Ama pratik derken yalnızca asanalardan bahsetmiyorum.

Pratik:
Bilgiyi hayata geçirmek,
Kendinde gözlemlemek,
Deneyimlemek…

Peki bu yol nereye çıkar?

Yoga’ya göre insanın yaşadığı bütün acıların kaynağı Avidyā’dır.
Yani cehalet.

Ama bu, basit bir bilgisizlik değildir.

Avidyā:
Kendini tanımamak,
Özünden kopmak demektir.

(A, olumsuzluk ekidir.)

Bu yüzden bu yolculuk:
Avidyā’dan Vidyā’ya, yani
cehaletten bilgiye değil,
kendini bilmemekten kendine uyanmaya doğrudur.

Ve öz hep bir lotus çiçeğiyle temsil edilir.

Çünkü lotus,
kirlenmiş sularda açsa bile
temiz kalır.

Öz de öyledir.


Spread the love

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir